Karantina Günleri’ni verimli geçirebilmek için evinin içerisinde dört dönenlerden misiniz? Her gün listesine yeni Youtube videoları, okunacak kitaplar, denenecek tarifler, yazıları okunacak kişiler, ev ortamında yapılacak türlü sporlar ve aktiviteler ekleyenlerden misiniz? Arada durup eskiyi özleyenlerden misiniz peki? Gelin birkaç ay öncesine doğru bir yolculuğa çıkalım…

Photo by ian dooley on Unsplash

Karantina öncesinde zamanımız hiçbir şeye yetmiyordu, hatırlar mısınız? “Birazdan ilgilenirim” diye elimizden bir kenara bıraktığımız bir eşyamız bizi orada öylece günlerce hatta haftalarca beklerdi. O gün gökyüzü ne renkti, bulutlar ne renkti, bilmezdik. Ofis penceremize doğru dönüp kuşları izlemezdik mesela ya da yolda yürürken doğanın sesine kulak vermezdik (gerçi biz insanlar olarak doğanın sesini hep bastırırdık).

Peki bu bizi hissiz mi yapardı ya da hissetmeyi unuttuğumuz anlamına mı gelirdi? Bence hayır. Canımızın çok yandığı anlarda hayat bizim için nasıl da durur… Sadece bastırılamayacak kadar güçlü hislerimiz zamanı durdurur. Aslında hislerimiz bedenimizin içerisinde sessizce duruyor günlerdir hatta haftalardır. Tıpkı o bir kenarda unuttuğumuz eşyamız gibi. Ama hayatımızı sürdürmemiz için o kadar hızlı hareket etmemiz gerekiyor ki, hislerimize kulak verip duygusal dengemizin bizi yavaşlatmasına izin veremiyoruz bir türlü.

Uzaktan çalışabilen ve 24 saatini evlerinde geçiren şanslı insanlar olarak bizler, artık yolda saatlerimizi geçirmiyoruz, önceki hayatımıza göre nispeten daha bol vaktimiz var. Ama zaman hala hızlı akıyor, değil mi? Kabarık bir yapılacaklar listemiz var ve yapmak için kısacık vakitlerimiz…Zamanı biraz yavaşlatsak fena olmaz mıydı? Mesela şu an zamanı durdurup, kendimize “Şu an yaptığım şey beni nasıl hissettiriyor? Mutlu mu yoksa mutsuz mu?” diye sorsak ve aldığımız cevaba göre o “şey”i yapmaya devam etmeyi ya da onu yapmamayı seçsek nasıl olurdu? Hayatımız boyunca yaptığımız her eylemden keyif almıyoruz maalesef, bazılarını yapmak durumunda olduğumuz için sevmeye sevmeye de olsa yapıyoruz. Ama bazı şeyler var ki, onları yapmanın bize nasıl hissettirdiğinin farkında bile değiliz. Bizi mutsuz eden ve yapmamayı seçebileceğimiz eylemler de var bunların içerisinde, ama biz bunun farkında bile değiliz.

Diyorum ki, acaba şu andan itibaren, aklımıza her geldiğinde anı durdursak, sadece 1 dakika boyunca hislerimize dönüp bir baksak ve yapmakta olduğumuz şeyin bize nasıl hissettirdiğinin farkına varsak? Bu bir dakikalık zamanları, kendimizi daha iyi tanımak için kullansak, neleri sevdiğimizin farkına varsak güzel olmaz mı? Bundan sonra günlük planımızı yaparken her güne en az bir tane “yaparken mutlu hissettiğimiz eylem” eklesek ve o mutluluk anını 5–10 dakikaya yayarak yaşasak nasıl olur?